GENEL BİLGİLER

Uğurtaşı köyündeki Türklerin yaşamlarına ait Osmanlıca belgeler 1700'lü yılların ikinci yarısını göstermektedir. Türklerin bu tarihten önce burada yaşadığı bilinse de yazılı Osmanlıca bir belgeye ulaşılamamıştır. Bu sürece ait hicri 8 muharrem 1225 ( 12 Şubat 1810 ) tarihli bir belgeyi Ek - 2 'de görebilirsiniz. Bu belge ( Osmanlı Fermanıdır ) ile Osmanlı padişahı II. Mahmut tarafından bölgenin gözetimi ( derbentçiliği ) İstavri (Uğurtaşı) ahalisine verilmiştir. Ayrıca ömür boyu vergi, harç ve diğer masraflardan muaf tutulmuşlardır. Yine bölgedeki madenlerin kullanım hakkı da köy ahalisine verilmiştir. Fermanda geçen yer isimleri Cumhuriyet sonrası gerçekleşen yeniden yapılanma çalışmaları sırasında köy sınırlarının tespitinde delil olarak kullanılmıştır. Ek-10,11,12

Uğurtaşı köyüyle ilgili olarak yapmış olduğum çalışmalar sırasında Trabzon-Akçaabat-Mayer(Fındıklı) köyüne 1800 yıllarının başında yerleşmiş bulunan Öztürk ailesinden şu anda Trabzon'da yaşayan İlhan Öztürkle tanıştım. İlhan Öztürk ün elinde bulunan dedesi Ruşen Zeki Öztürk'e ait notlara göre İstavri ye yerleşen ilk Karakullukcu Hacı Mahmut Efendidir (Ölümü: 1780–1800 İstavri). Hacı Mahmut Karakullukçunun oğlu veya torunu olan 1780 İstavri doğumlu Feyzullah Efendi (1780 doğumlu İsmail Karakullukçunun kardeşi olduğu tahmin ediliyor) bazı hususi sebeplerden dolayı çocukları Mahmut, Ahmet ve Cemileyi de yanına alarak İstavri den ayrılıp Mayer'e yerleşiyor ve lakabını da Öztürk olarak değiştiriyor (Bakınız: Ek–9). Yine aynı notlarda Karakullukçuların Orta Asya'dan çıkıp Anadolu üzerinden İstanbul'a geldiklerinden bahsetmektedir. İstanbul'a yerleştikleri tarih belirtilmese de 1700'lü yıllarda İstanbul'dan İstavri gelmiş olabilecekleri yazmaktadır. Yargıtay üye hâkimlerinden Hüseyin Karakullukcu da 1800'lü yılların başında Gümüşhane'den ayrıldıklarını belirtmiştir. Biraz daha araştırılabilse belki akrabalık bağları da kurulabilecektir.

İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden Prof. Dr. İbrahim Yıldırım da (Azeri Kökenli) Orhan Karakullukcu'ya halen Azerbaycan-Bakû'de ve Kara bağ'da Karakullukcu sülalesine mensup ailelerin bulunduğunu ifade etmiştir.

Uğurtaşı ( İstavri ) köyü Türklerle Rumların uzun yıllar beraberce yaşadığı bir doğu Karadeniz yerleşim birimidir. Bu yaşam birlikteliğinin bir delili olarak Rumca bir belge Türkçeye çevirisi ile birlikte bilgilerinize sunulmaktadır (Ek - 3). Bu belgede Türklerle Rumların ortak muhtar seçtikleri anlaşılmaktadır. 5 Şubat 1895 tarihli bu belge ile dedem Süleyman oğlu Hüsnü Karakullukçu(Ek–7) muhtar seçilmiştir. Uğurtaşı köyü ile ilgili yaptığım çalışmalar sırasında dedem Hüsnü Karakullukcu'nun Osmanlıca yazılmış belge Ek - 4te görüleceği üzere ikinci kere muhtar seçildiğini tespit etmiş bulunmaktayım. Birincisinde (Ek - 3) Türk ve Rum birlik başkanlığına (muhtarlık) seçildiği yazılmaktadır. İkincisin de (Ek -4 ) ise Cumhuriyet döneminin Uğurtaşı köyü ile ilgili ilk muhtar ataması belirtilmektedir.

Osmanlı döneminde Gümüşhane ve çevresinde daha çok sosyal amaçlı Para Vakıfları kurulmuştu. Bu çeşit vakıflar genellikle belli bir köy veya mahalle halkının ortak ihtiyaçlarını karşılamak, aralarında yardımlaşma ve sosyal dayanışmayı sağlamak için tesis edilmiştir. Dini müesseselerin, çeşme, yol, köprü gibi imar faaliyetlerinin sürdürülmesinde para vakıfları etkin bir rol oynamıştır. Gümüşhane ve çevresinde 1870-1914 yılları arasında 28 para vakfının kurulduğu tespit edilebilmiştir. Bu 28 para vakfının en fazla para vakfedeni, Torul Kazası İstavri Köyü'nden Karakullukcu oğlu Tahir ağanın 15.000 kuruşluk vakfıdır. Bu vakıf 15 Eylül 1909 ( 29.08.1327 ) tarihinde kurulmuştur. Tahir Ağa, vakfettiği 15.000 kuruşun her yıl kara verilip elde edilen gelirden köyündeki caminin imamına 1.000 kuruş, vakfın yöneticisine 300 kuruş, kalanın ise müezzin ile caminin tamirine harcanmasını şart koşmuştur.

Bazı Rumca kaynaklardan elde ettiğim bilgilerde de Türklerin 1700'lü hatta 1600'lü yıllarda Uğurtaşı'nda yaşadığı anlatılmaktadır. Burada birazda Türkler ve Rumların beraberce yaşadıkları bu dönemin yönetim şeklinden bahsetmek isterim. Hatırlanacağı üzere 1839 Tanzimat Fermanına kadar Osmanlı İmparatorluğu Uğurtaşı gibi bucak konumundaki yerleri Tımar sistemi ile yönetmekteydi. Tımar sisteminin temsilcileri de burada yaşayan Müslüman ailelerden seçilmekteydi. Daha sonra Tanzimat fermanının getirdiği yenilikler çerçevesinde burada da seçimle yönetim şekline geçilmiştir. Ben şimdi 1847 öncesi Tımar sistemi gereği Uğutaşını yöneten bazı Müslüman ailelerin isimlerini yazacağım: Hasbeder Osman Efendi, Karakullukcuoğlu Hüseyin ağa ve Molla Ahmet Efendidir. 1847 tarihinden sonra 1923 Cumhuriyetin ilanı ve mübadeleye kadar köyümüz muhtarlık ve ihtiyar heyeti vasıtası ile yönetilmiştir. Cumhuriyet öncesi dönemde Türk ve Rum adaylar sırasıyla seçilerek muhtarlık yapmışlardır. 1847–1923 arası muhtarlık yapan Türklerin isimleri: Ruzvan Ağa, Hasan Efendi (Uzunibrahimoğlu), Mehmet Efendi(Himmetoğlu), Bekir Efendi (Karakullukçu), Hüsnü Efendi (Karakullukçu), Kamil Efendi (Ömerler). Bunlardan bazıları ikişer defa muhtarlık yapmıştır. Cumhuriyet döneminde muhtarlık yapanların isimlerini ise Ek–9 da görebilirsiniz.

Bilindiği üzere köyümüz 1900'lü yılların başında oldukça kalabalıktı. Türk ve Rumlar beraberce yaşıyorlardı. Rum mahallelerinin sayısı Türklerinkinden fazlaydı. 11 civarında Rum Mahallesi ve bu mahallelerde 300 'ün üzerinde Rum evi olduğu tahmin ediliyor. Aynı dönemde 50–60 hane Türk evinde 300 – 400 kişi yaşamaktaydı. Bunlar Karauçi, Anbarlı, Emir(Emir, Gregosli, Kürtlü olarak üç parça), Kömürcü, Yerantlı, Manamatlı, Aşağıköy ve belki başka noktasal yerleşimlerdir. Karauçi Türklerin yaşadığı mahalle ise de Yerantlı, Manomatlı ve Aşağıköy gibi diğer mahallelerde de azınlık olsa da Türkler mevcuttu. Rum yazar Economides' in 1920 yılında yazmış olduğu Pontus kitabında Uğurtaşı(İstavri) köyünden de bahsetmektedir. Yazar 1920'li yıllarda hala Serv Antlaşmasının etkisinde olacak ki bazı gerçekleri taraflı olarak vermektedir. Bununla birlikte Uğurtaşı köyünün Krom'a bağlı 2000 nüfuslu bir köy ve dört kilise ile bir okula sahip olduğunu yazmaktadır. Türk nüfusunun ise 60 kişi ve 25 aile olduğundan bahsetmektedir. Yine Economides'e göre köydeki Rum nüfusun bir bölümü 1930'lu yıllarda Osmanlı tarafından zorunlu olarak Akdağmadeni, Yozgat'a göçe tabi tutulmuştur. Türk nüfusun bir bölümü de 1830'lu yıllarda Akdağmaden'e madenlerde çalışmak üzere göçmüştür. Ayrıca bölgede Hıristiyan oldukları halde kimliklerini Türk ve Müslümanlardan korktukları gerekçesi ile gizleyen ve Müslüman geçinen insanlar olduğunu söylemektedir. Rumların 1923–1926 arasında yaşanan mübadele yıllarında köyümüzü terk etmesinden sonra onlardan kalan ev ve konaklar Emir ve Salanlardaki birkaçı hariç Türkler tarafından kullanılmamıştır. Aşağı köydeki Türklerin oraya yerleşmesi ise 1938 tarihinde T.C. Hazinesinin hazineye ait yerlerin kiraya verilmesi ihalesiyle gerçekleşmiştir. Budak (Eski adı Şive) köyünden bazı aileler bu ihale sonrasında buraya yerleşmişlerdir. Bu kiralama 1938 yılından beri devam etmekteydi. Bu sebeptendir ki 2003 yılında köyümüzde başlayan kadastro çalışmaları neticesinde Aşağı köyde yaşayanlar sadece biz köylülerden satın aldıkları yerler için tapu alabilmişlerdir. İlk yerleşim yıllarında ( Muharrem Sönmez'in muhtarlığı sırasında) nüfus kayıtlarını Uğurtaşı'na aldıramasalar da daha sonra Cemal Karakullukcu'nun muhtarlığı döneminde bu kayıtlar Şive'den Uğurtaşı'na alınmıştır. Aşağıköy (Alpulu) soyağaçları hakkında elimde yeteri kadar veri olmaması sebebiyle detaylı bilgi veremiyorum. Ancak daha sonra yeterli doküman temin edilebilirse bunları bir başka baskıda değerlendirmeyi düşünmekteyim. Köyümüze Rumların gidişinden sonra sadece şiveliler gelmemiştir. Azalan nüfus sebebiyle köydeki bazı işlerin de yapılabilmesine yardımcı olmak üzere bazı Çepni aileleri de gelmiştir. Bilindiği üzere Çepniler 24 oğuz boyundan biridir. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Genellikle Tirebolu ve çevresine yerleşmişlerdir. Bu ailelerden bazıları çocuklarını buradan evlendirmiş ve hatta toprak satın alarak buraya yerleşmişlerdir. Eklerde bulunabildiği kadarıyla soyağaçları verilen ailelerin isimleri sırasıyla, Canfer Uçar, Helim Arslan, Ayşe Çoban'ın çocukları Emine Tahmaz ve Musa Çoban ile Hasan Aydemir(Zurnacı)'dir.

Türk ve Rumların beraberce yaşadığı dönemde bu kadar kalabalığı geçindirecek doğal kaynağın bulunmaması daha 1900'lü yılların başında özellikle Türk ailelerde köyden göçü başlatmıştır. Osmanlı döneminde hem Rum hem de Türk vatandaşlarımızdan bazıları özellikle Çarlık Rusya'sına çalışmaya gitmişlerdir. Bazıları 5–10 sene çalışmış ve geri dönmüşlerdir. 1917 Sovyet devriminden sonra komünizmin gelmesi ile sınırlar kapatılmıştır. Devrim sırasında Rusya da bulunan Türk ve Rum vatandaşlarımızdan bazıları geri dönememiştir. Geçen süreç içerisinde kaçabilmeyi başaranlardan Türk'ler Türkiye'ye Rumlar ise Yunanistan'a geri dönmüştür. Kalanlar ise orada yaşayıp orada ölmüşlerdir. Orada kalıp orada ölenlerden ismini bildiklerim Molla Ahmet oğullarından Ahmet (1897), annemin babası Emin Yılmaz (1865) ve Tufanlardan Tufan Karakullukcu'dur( 1894-1938). Tufan Karakullukcu orada evlenmiş ve üç çocuğu olmuştur. Daha sonra torunu Olexandr bir internet taraması sonucu bana ulaşmış ve soyağacını tamamlama yardımcı olmuştur. Mübadele sırasında Rusya da olan Rumlardan bazıları da doğrudan Yunanistan'a gitmişlerdir. Rusya'da çalışabildikleri dönemlerde getirdikleri paralarla hem geçimlerini hem de köyün gelişimini sağlamışlardır. Cumhuriyetin ilanı ile Lozan antlaşmasının ( 30 Ocak 1923 tarihinde ) eki olarak gerçekleşen mübadele kararıyla Rumların köyümüzü terk etmesi bile bu göçü durduramamıştır. Osmanlı dönemindeki Türk göçleri özellikle Trabzon ve Zonguldak ' a olmuştur. Daha sonraları Cumhuriyet döneminde İstanbul ve Ankara'ya devam etmiştir. Bu kadar nüfusun eskiden nerelerde yaşadığını ( Baba evlerinin nerede olduğu ) bu günde bilebilmek amacı ile köy büyüklerine sorarak Ek – 6'da görebileceğiniz köy yerleşim planını yaptım.

Bazı Rum kaynaklardan elde ettiğim bilgilere göre Aşağıköy(Alpullu), Monamatlı, Yerantlı vb. yerlerde de Türkler ve diğer azınlıklar yaşamaktaydı. Bu aileler ve soyağaçları hakkında herhangi bir bilgiye ulaşma imkânımız olmamıştır. Sadece Aşağıköyde yaşayan Uzunibrahimoğulları hakkında günümüzde de burada oldukları ve gelip gittikleri için bilgi sahibiyizdir. Ama gelinini İspele'de dere kenarında sırtında çalı yüküyle otururken gelen suyu fark etmeyerek sele kaptıran Monamatlı'lı Osman Ağa ve ailesinin akıbetini bilememekteyiz. Gelinin cesedinin ise üç gün sonra Harşit ırmağının kenarında kumun üzerinde bulunduğu ve Monamatlı'ya defnedildiği yazılmaktadır. 1851-1854 arasında muhtarlıkta yapmış olan ve Kürtlü'de ikamet eden Rüzvan ağa (muhtemelen Kürt) ve ailesi hakkında bir bilgimiz yoktur. Yine Kürtlü'de ikamet eden Kürtoğlu Ali ve ailesi hakkında bir bilgi mevcut değildir. Yerantlı'da oturan Kahraman (muhtemelen Karakullukcu'dur) ve ailesi hakkında ise kısıtlı miktarda bilgi mevcuttur.

İstiklâl savaşı sonrasında Türk ve Yunan devletleri mübadele kararı almışlardır. 1923 – 1926 yılları arasında gerçekleşen mübadele yıllarının ardından birlikte yaşam sona ermiştir. Uğurtaşı köyünde yaşayan Rumlara Yunanistan'da yerleşim alanları gösterilmiştir. Bazıları doğrudan Yunanistan'a gitmiş bazıları ise belki de yakında geri dönecekleri ümidi ile bir sürede İstanbul da yaşamışlardır. Çünkü böyle bir kararın uygulanacağına uzun süre inanamamışlardır(Bu dönemi yaşayanların anlatılarından alıntıdır).Rumların anlattıklarından (anılarını yazanlar) İstanbul'da yaşadıkları sürelerin çok sıkıntı içerisinde geçtiği anlaşılmaktadır. Yine yazılanlara göre Yunanistan'daki yaşantıları da çok sıkıntı içerisinde geçmiştir. Türkiye de sahip oldukları mülklerin karşılığında Yunanistan'da kendilerine verilenlerin hiç olduğunu söylüyorlar. Türkiye'de konaklarda yaşadıklarını, burada ise ya bir göz ev veya ev yapabilmeleri için kısıtlı miktarda malzeme verilmiş. Geçimlerini elde edebilecekleri arazi ve imkânlar kendilerine sunulmamış. Türklerin giderken terk ettikleri evler de onlara verilememiş. Çünkü o bölgelerde yaşayan Rumlar tarafından sahiplenilmişler. Yunanistan'a yeni gelen Rumlar imkânları çok az olan, altyapısı bulunmayan bölgelere yerleştirilmişler. Yeterli miktarda su ve yiyecek dahi bulamamışlar. Ayrıca Yunan toplumu tarafından dışlanmışlardır. Bunda en büyük etken Türkçe konuşmaları olmuştur. Özellikle Karadeniz den giden Rumlar çok iyi Ortodoks oldukları halde çoğu Rumca konuşamıyordu. Bu aşağılanmaya tahammül edemeyen bazıları Amerika Birleşik Devletlerine giderek Canton-Ohio bölgesine yerleşmişlerdir (Olucak-İmera bölgesinden gidenlerin anlattıkları). Yunanistan' da yaşayan bazı Türklere de Uğurtaşı köyünde yerleşim alanları gösterilmiştir. Orhan Karakullukcu'nun kitapçığından öğrendiğimiz kadarıyla köyümüzde tespiti yapılan Rum emvallide, Selanik-Vodina mübadillerinden Salih beyzade kardeşler Yaşar, Kazım, Eyüp ve İzzet beylere tahsis edilmiştir. Daha sonra burada yaşamak istemedikleri için bu arazileri biz köylülere satmışlardır. Yani köyümüzde Rumlardan kalma hazine arazisi yoktur.

Burada Mübadil Yerleri Hakkında Orhan Karakullukcu'nun kitapçığından almış olduğum özet bilgileri aktarmak isterim.

1923 yılında Doğu Karadeniz'deki Rumların Yunanistan'daki Türklerle mübadele edilmesi kararı gereğince köyümüzdeki Rumlar da bu işleme tabi tutuldu. Bu arada köyde Rumlara ait tüm gayrimenkulün dökümü yapıldı ve kayda geçirildi. Bu kayıtlar halen mevcuttur. Bilahare devletimiz bu arazileri Yunanistan'dan gelen Türklere tahsis etmiştir.

İşte bu cümleden olmak üzere köyümüzdeki Rum emvalini de Selanik-Vodina mübadillerinden Salih beyzade kardeşler Yaşar, Kazım, Eyüp ve İzzet beylere tahsis edilmiştir. Daha sonra bunlar bu arazileri biz köylülere satmışlardır. Yani Rumlardan kalma köyde hazine arazisi yoktur.

Bu araziler önce aşağıdaki 7 kişi üzerine tapu yapılmış sonra 28 hisseye taksim edilmiştir.